Sunday, March 11, 2007

Mezopotamya Medeniyetleri

SÜMERLER

M.Ö. IV. binyıla doğru, henüz çorak olan bölgeye Sümerler yerleştiler. Kökenleri bilinmeyen, ama Mezopotamya'ya doğudan geldikleri sanılan Sümerler, ırmak kıyılarındaki bataklık bölgeleri kurutup, güzel ve verimli bahçelere dönüştürdüler. Hurma, vb. meyve ağaçları diktiler; tarlalar açtılar. Bölgeye kendilerinden önce yerleşmiş toplulukların yanı sıra, Sümerler'de zengin, bağımsız, siteler kurdular: Ur, Layoş, Uruk, vb. Her sitenin bir yöneticisi ve bir koruyucu tanrısı vardı. Bütün yetkiler, "Lugal" ("Büyük adam") denilen hükümdarın elindeydi; hükümdar aynı zamanda da, sitenin en büyük din adamıydı. Dinsel olduğu kadar ekonomik ve siyasal bir merkez de olan tapınak, sitenin tanrısına ayrılmış bir yerde kurulurdu. Sitelerin yönetimi ve ticaret alışverişlerinin gerekleri, Sümerlerin en büyük buluşlarına yol açtı: Çivi yazısı. Önceleri resimlerden, daha sonraysa soyut simgelerden oluşan çivi yazışı, kil levhalar üstüne, sivri aletlerle kazılıyordu (Çivi yazısı, 1802'de Alman bilgini Grötefend tarafından çözülmüştür). Sümer tarihinin ana çizgileri, çeşitli belgeler yardımıyla öğrenilebilir. Kahraman Gılgamış'ın (yaklaşık olarak M.Ö.3000) serüvenlerini anlatan en eski destan, ilk kral sülaleleri döneminden (M.Ö.2600-M.Ö.2500 yılları) kalmadır. İngiliz arkeologlarının 1922'de, Ur kralları mezarlığını ortaya çıkarmaları sayesinde, Sümer tarihinin ikinci bölüm ünde yaşam iş birinci Ur sülalesi döneminde (M.Ö.2500'den başlayarak), Sümer halkının gelenek, sanat ve inanışları incelenmiştir. M.Ö.2360'a doğru Sümer tarihinin üçüncü dönemi başlamış, yarı özerk Lagaş sitesi, kral Urukagina'nın hükümdarlığı sırasında, altın çağını yaşamıştır.Urukagina, yasa metinleri ile toplumsal reformları bir araya getiren "Reform Metinleri"ni hazırlatmıştır. Gene, ilk tarihsel anıt olan Akbabalar Dikilitaşı bu dönemden kalmadır. Dikilitaşta, Kral Lagaş'ın başarıları anlatılmaktadır.


AKADLAR

Sümerler, M.Ö.2350'de, Suriye'den gelen, Sargon l yönetimindeki Sami ırkından Akkadların egemenliği altına girdiler. Mızrak, ok ve yay gibi silahları bulunan hareketli savaş taktikleri geliştirmiş olan çöl kökenli bu savaşçılar, uzun kargılı, büyük kalkanlı, ağır ve hantal Sümer ordusunu kısa sürede bozguna uğrattılar. Sargon l, Mezopotamya'yı, Dicle'nin doğusundaki Elam'ı, Suriye'nin Akdeniz'e kadar uzanan bir bölümünü, Anadolu'nun bir bölümünü ele geçirdi. Tanrılaştırılan bu kral-tanrı, tek bir merkezden yönetilen büyük bir devlet kurdu; devletin başkenti, Akkad ülkesinde yeralan Akkad ya da Agade kentiydi. Sargon l döneminden (M.Ö.2350-2300) sonra, sırayla parlak ve sıkıntılı dönemler birbirini izledi. İstilacılar (İranlı Gutiler, batıdan gelen Samiler ve doğudan gelen Elamlılar), Sümer-Akkad İmparatorluğu'nu tehdit etmeye başladılar. Bütün bu dönem süresince, Akkadlar ile Sümerler arasında hiçbir ırk çatışması çıkmadı. Tan-rılarına karşılıklı saygı gösterdiler. M.Ö.2000 yılından sonra, samileştirme hareketi geliştiyse de, kültür dili olarak Sümerce hep kullanıldı. Sümer-Akkad İmparatorluğu uzun yıllar yaşadıktan sonra, zamanla birçok küçük devlete bölündü ve Mezopotamya tarihinin merkezi yer değiştirdi.



BABİL KRALLIĞI

Sami ırkından olan Babilliler, M.Ö.2050'ye doğru Babil ("Tanrının kapısı") kentine yerleşip, daha sonra Kaidelileri ve Sümerlerin dışındaki yerli halk ile Sami karışımından oluşan Asurluları egemenlikleri altına aldılar. Çok geçmeden, birbirinden güçlü hükümdarlarıyla, Babil'i bölgenin siyaset ve din merkezi haline getirdiler. Hammurabi döneminde (M.Ö.1793 - M.Ö.1750), Babil uygarlığı doruk noktasına ulaştı. Fakat Hammurabi'nin kurduğu imparatorluk çok uzun yaşamadı. M.Ö. XVI. yy'da, kuzeyden gelen Hititler, Babil'i yağmaladılar, sonra da Anadolu'ya geri döndüler. Hititlerden sonra, dağlı bir halk olan Kassitler, Babil'i ele geçirerek yerleştilerse de, bozguna uğrattıkları ulusun uygarlığını benimsediler. M.Ö. XII. yy'daysa, yavaş yavaş güçlenen Asurlular, Mezopotamya'daki rakipleri Hititlerin ve Kassitlerin zayıflamasından yararlanarak, onları yenilgiye uğrattılar. O tarihten sonra, Asur hükümdarları doğuya egemen oldular.



HAMMURABİ

Babil ülkesinde Sami sülalesinin altıncı kralı olan Hammurabi M.Ö.1793 ile M.Ö.1750 yılları arasında yaşamıştır. Komşularını (Larsa, Mari, Asur) egemenliğine almaya çalışan Hammurabi, Sümer ve Akkad ülkelerini ele geçirdi; güneydeki sülaleler ile kuzeydeki Asurlular, çok ustaca güdülen bir siyasetle egemenlik altına alındı. Hammurabi, silah gücüyle, Suriye'den İran'a ve güneyde Basra körfezine kadar uzanan güçlü bir imparatorluk kurdu. Her yerde Babil tanrısı Marduk'a saygı gösterilmesini ve Sami dili kullanılmasını zorunlu kıldı. Bayındırlık alanında önemli çalışmalar yaptırarak (Fırat ile Basra körfezi arasında uzun bir kanal açtırdı) imparatorluk ekonomisinin gelişmesini hızlandırdı, ticareti destekledi. Bütün bunların yanı sıra, düzenli kurumlar oluşturdu. İçte memur ve göªrevli sayısını artırıp, resmi yazışma düzenini kurarak, ikªtidarını kutsallaştırdı ve mutlak bir monarşi yönetimi oluşturdu; yasaları bir sisteme bağladı. 282 maddeden oluşan ünlü yasaları (Hammurabi Kanunu) hazırlatıp, bir dikme taş üstüne kazdırdı (günümüzde, Paris'te Louvre müzesindedir). Susa yıkıntılarında ele geçen bu yasalar, 2,25 m. yükseklikteki kısasa kısas ilkesine göre hazırlanmış bu yasalardan kralın uyruklarının yaşamıyla ve mülkiyet hakkıyla ne kadar yakından ilgilendiği anlaşılmaktadır. Ama koyduğu cezalar son derece ağırdır. Kırbaçlama, dilin koparılması, ölüm bu ağır cezalardan bir kaçıdır. Hammurabi, Babil Krallıgı'nı büyük bir, imparatorluğa dönüştürmüş ve bilinen en eski yasa ve yönetim kurallarını oluşturan Hammurabi kanununu hazırlatmıştır.


ASUR İMPARATORLUĞU


Hareketli, güçlü, aynı zamanda da acımasız ve kan dökücü bir halk olan Asurlular, korkunç savaşlarla büyük zaferler kazandılar. Asur ordusu çok iyi örgütlenmişti. Mızraklı askerler ve okçular, örme zırhlar giyerlerdi; savaş arabaları çok çabuk yer değiştirebiliyordu; kuşatma gereçleri son derece gelişmişti. Ayrıca, gerçek bir süvari sınıfı da tarihte ilk olarak Asur ordusunda kurulmuştu. Ne var ki, bu yırtıcı insanlar, kazandıkları her zaferin ardından, ele geçirdikleri savaş tutsaklarına büyük işkenceler yapıyor, işgal ettikleri ülkelerdeki insanları ya öldürüyor ya da sürüyor, ülkeyi sistemli biçimde yakıp yıkıyorlardı. Asurluların ilk büyük kralı, Tiglatpileser l (M.Ö.1112-M.Ö.1074) olmakla birlikte, Asur İmparatorluğu, özellikle Sargonlar sülalesi (M.Ö. 721-M.Ö.610) zamanında en parlak dönemini yaşadı. Başkent Ninova'da, Sargon II (M.Ö.727- M.Ö. 705) büyük bir saray yaptırdı ve önemli bir kitaplık kurdurdu. Sargon II'nin yeri ne geçen Sanherib (M.Ö.705-M.Ö.681), Basra körfezi kıyılarındakı halkları boyunduruk altına alabilmek için bir donanma yaptırarak,

Fenike ve Filistin kıyılarını bütünüyle ele geçirdi. Asurbanipal döneminde (M.Ö.668-M.Ö.626), İmparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı. Asur toprakları, Anadolu'nun merkezinden Basra körfezine, Karadeniz'den günümüzdeki Etyopya'ya kadar uzanıyordu. Henüz bütünlüğü tam olarak sağlamamış bu uçsuz bucaksız imparatorlukta, sürekli ayaklanmalar patlak veriyordu.Gerçekten de Asurlular, yenilgiye uğrattıkları ülkeleri örgütlemeyi bilmiyor, yalnızca bir vergi koyuyor ve imparatorluğu, halkı korkutarak ayakta tutabiliyorlardı. Bu büyük imparatorluk, Asurbanipal'in ölümünden sonra, Avrupa'dan gelen İskitler tarafından istila edildi. Daha sonra Medler, Persler ve Babilliler birleşerek, imparatorluğa son darbeyi indirdiler; Ninova M.Ö.612'de alındı ve yerle bir edildi. Babil kralları, Asur İmparatorluğu'nun büyük bölümünü elde ettiler ve Asurluların egemenliğinden kurtulabilmek için canla başla savaştılar.



Asurbanipal

M.Ö.668 ile M.Ö.626 yılları arasında yaşamıştır. Asarhaddon'un oğlu olan Asurbanipal, babasının Asur ülkesinin yönetimini ona bırakması (M.Ö. 668) üstüne (ağabeyi Şamaş-Şuma-Ukin'e yalnızca Babil bölgesi verildi), Aşağı Mısır'ı ele geçirdi. Elam'ı yakıp yıktı. Asur'a en parlak dönemlerinden birini yaşattıysa da, hükümdarlığının sonlarına doğru Mısır elden çıktı; Medler ve İskitler güçlendi. Sanatçıları koruyup, Asur sanatının en büyük örnekleri olan Ninova sarayındaki alçak kabartmaları, tarihsel konuları işleyen heykelleri yaptırdı. Son derece acımasız ve savaşçı bir hükümdar olan Asurbanipal, bu arada kültür sorunlarına da eğilerek, Ninova kitaplığını 20 000 levhadan çok yapıtla donattı. Bu yazılar, şiir, edebiyat, tarih, hekimlik, astronomi konularındaydı ayrıca aralarında iktisatla ilgili belgeler de bulunuyordu. Ayrıca kitaplığa kendi adını verdi.

ELAMLILAR

Elam, Güneydoğu Mezopotamya'ya verilen addır. Başkentleri Sus'tur. Bilim ve teknikte ileri olmamalarına rağmen, güzel sanatlar ve süsleme alanında gelişmişlerdir.


ZİGGURATLAR



Ziggurat, Mezapotamya'ya özgü bir terimdir. Tanrıdağı anlamındadır. İlkçağ'da Sümerler, Keldanlılar, Babiller ve Asurlular tarafından yapılan, tabandan başlayarak tepeye doğru kat kat yükselen, giderek küçülen teraslardan oluşan, zirvesinde bir tapınak bulunan ve yanlarında bir merdiven sistemi yer alan kademeli bir kuledir. Üzeri açık ve dört köşelidirler.

Bu yapılar tarihi metinlerde Ziggurat, Zigura ve Ziggurak gibi çeşitli yazılışlarla görülür. Zigguratların ilk olarak Sümerlerce inşa edildiği düşünesi yaygındır. Mezapotamya halklarının en önemli faliyetleri, tapınakları Tanrı'ya ithaf etmeleridir. Sadece antropolojik değil, edebi içerikli kalıntılara dayanarak da Sümerler'den önce başlamak kaydıyla Mezapotamya düşünce tarzına aydınlık getiren tez şudur: Politik açıdan Sümerler'de şehir devleti sözkonusu idi ve her merkezin bir tanrısı olduğu gibi her tanrının da yeryüzünde kendini temsil eden bir hükümdarı vardı. Bu hükümdarın birinci görevi, Tanrı'nın evini inşa ettirmekti. Çünkü böylece Tanrı, onlardan hoşnut kalacak, bunun karşılığında da onların o bölgedeki yaşamlarını temin edecek suyu gönderecekti.

İşte Orta Asya'dan gelen bu kavimler, yüksek dağları tanrı makamı kabul etmişlerdi ve dağlık olmayan Mezapotamya Yöresi'ne gelince bu şekilde yüksek, yapay bir tepe meydana getirerek onu Tanrı'nın makamı ve tapınak yeri olarak nitelendirmişlerdir.

Yapay bir tepe görünümündeki zigguratların yapımına ilişkin inançlar tartışmalıdır. Örneğin gökyüzüyle yeri ayıran Hava Tanrısı Enlil'in büyük bir dağ olduğuna ilişkin inanışın ziggurat biçimini belirlediği öne sürülmektedir. Çok yıkık olmalarına rağmen mevcut kalıntı ve kabartmalar üzerinde çalışan bazı arkeologlar ise ova yerlilerinin dağda doğup doruklarda yaşadığına inandıkları tanrılar için bir "Tanrı Evi" inşa ederken dağa benzer bir yapıyı yeğlediklerini düşünmektedirler.

No comments:

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik