Showing posts with label toprak. Show all posts
Showing posts with label toprak. Show all posts

Sunday, March 11, 2007

OSMANLI KÜLTÜRÜ

1453-1826

Osmanli Devleti, Istanbul’un alinmasiyla imparatorluk haline gelmis ve klasik yapisina kavusmustur. Kanunname-i Al-i Osman’in yayinlanmasiyla devletin temel karakteristik yapisi kesin olarak olusmustur. Klasik Dönem sürecinde yapilan bazi degisiklikler ve düzenlemeler (islahatlar) klasik yapiyi bozmayacak türde, yüzeysel ve dar kapsamlidir. Osmanli Devleti’nin yapisina ve politikasina damgasini vuran kapikulu kurumunun 1826-1835 yillarinda yok edilmesi de Klasik Dönem’in sonu sayilir. Bu tarihlerden baslayarak toplumsal, hukuksal, yönetsel ve siyasal alanlarda yapilan degisiklikler daha köklü ve devletin temel karakteristik özelligini degistirici özelliktedir. Osmanli Devleti, Monarsik, Askeri, Gelenekçi, Teokratik ve yayilmaci özellikte bir imparatorluktur.

DEVLET ÖRGÜTLENMESI

Osmanli Devleti’nin basinda, sultan, hünkar ve padisah adi verilen hükümdarlar bulunurdu. Bunlar devletin varliginin ve sürekliliginin kaynagidir. I. Ahmet’e (1603-1617 ) gelinceye dek bir veraset yasasi yoktu. I. Ahmet’in veraset yasasina göre; Osmanli ailesi erkekleri içinden “ekber” ( en büyük ) ve “ersed” ( en akilli) olan sehzade sultan olmaya basladi. Ayrica bu yasay-la sehzadelerin yönetim deneyimi kazanmalarini saglayan sancaga çikma uygulamasi kaldirildi, sehzadelerin Türk kizlariyla evlenmeleri de yasaklandi. Bilecik, Iznik, Bursa, Edirne ve Istanbul devlete merkezlik yapmistir. Osmanli sultanlari Islam dünyasinin en otoriter yöneticileri olmus, yasama, yürütme ve yargi yetkilerini ( Islam kurallariyla çelismeme kosuluyla ) ellerinde bulun-durmuslardir. Osmanli Devleti’nde seriat kurallarinin yani sira örfi hukuk kurallari da yürürlük-teydi. Devletin önemli isleri sarayda “ Kubbe alti “ denilen salonda divan-i hümayun tarafindan görüsülürdü. Divan-i hümayun ilk olarak Orhan Bey zamaninda olusturulmus, üyelerinin sayilari artirilarak 1835 yilina kadar görevini sürdürmüstür. Önceleri sultanlar divana baskanlik yapmis-lardir. Bu süre içinde divan, yürütme ve yargi yetkisine sahip bir kuruldu. Kanunname-i Al-i Os-man’la birlikte divan-i hümayuna basvezirler baskanlik etmeye basladilar ve sultanlar divandan ayrildilar. Böylece divan padisahlarin danisma kuruluna dönüstü. II. Mehmet zamaninda ve I. Süleyman zamaninda divan üyelerinin sayilari artirilmistir. 1731 yilindan sonra divan-i hüma-yunun önemi azaldi ve yetkiler basvezirin elinde toplandi.

Divan-i hümayunda yer alan görevliler;

- Kubbealti vezirleri: Önce iki tane olan vezirlerin sayilari Fatih zamaninda 4’e, Kanuni za-maninda 7’ye yükseltildi. Belli bir görevleri yoktu, verilen isleri yaparlardi. En yasli ve dene-yimli olani Basvezir olurdu. Bunlar, yargi ve maliye isleri disinda padisahin mutlak vekili sa-yilirlardi. Genellikle kapikulu-Enderun kökenli görevlilerdir.


- Müftü ( Seyh-ül Islam ): Padisahin ve divanin danismaniydi. XVI. Yüzyilda divanin asil üye-si ve ilmiye ( ulema ) sinifinin amiri oldu. Padisahin ve divanin kararlarinin seriata uygun o-lup olmadigini denetler, uygun olanlar için fetva verirdi. Türk-medrese kökenli olup, divanda bir müftü bulunurdu.


- Defterdarlar: Devletin gelir-gider, maliye, bütçe ve para basim islerinden sorumuydu. Fatih zamaninda divandaki sayisi ikiye çikarildi. ( Rumeli defterdari, Anadolu defterdari ) Devsir-me-Enderun kökenli grevlilerdi.

- Nisanci: Devletin tüm resmi yazismalarini düzenleyen, fermanlara padisahin tugrasini çeken, miri topraklarin yazim ve dagitim islerini yapan, devsirme-Enderun kökenli görevlidir. Divanda bir tane olan nisanci Örfi hukuk kurallarinin düzenlenmesinden de sorumluydu.

- Kazaskerler: Divanda adalet, egitim islerinden sorumlu, kadilarin ve müderrislerin atamala-rini da yapan, Türk-medrese kökenli görevlilerdi.1480 yilinda divandaki sayisi ikiye çikaril-di.(Rumeli kazaskeri,Anadolu kazaskeri)

- Reis-ül küttap: Dis islerinden ve dis isleriyle ilgili yazismalardan sorumlu, devsirme-Enderun kökenli görevliydi. I.Süleyman zamaninda divana alindi.

- Kaptan-i derya: Deniz kuvvetleri komutanligi görevlisidir. I. Süleyman zamaninda divana alindilar.

- Yeniçeri agasi: Istanbul’un güvenliginden sorumlu olan Yeniçeri agasi, vezirlik rütbesine sahipse, divan toplantilarina katilirdi.

- Rumeli beylerbeyi: Devsirme-Enderun kökenli olan Rumeli beylerbeyi, Istanbul’da bulun-dugu zaman divan toplantilarina katilirdi.

ÜLKE YÖNETIMI

Osmanli ülkesi belli basli üç birime ayrilmistir. Birbirinden farkli özelliklere sahip bu birimler devlete imparatorluk özelligi kazandirir.

- Merkeze Bagli Eyaletler: I. Bayezid zamaninda merkezi Manastir olan Rumeli Beylerbey-ligi ve merkezi Kütahya olan Anadolu Beylerbeyligi olusturuldu. Eyaletlerin basinda Beyler-beyleri vardi. Eyaletler sancaklara ayrilmis, sancak yönetimine sancakbeyleri, sancaklar ka-zalara ayrilmis, kazalarin yönetimine kadilar getirilmistir. Seriat yasalarinin ve divan kararla-rinin geçerli oldugu bölgelerdir. Buralarda ser’i vergiler toplanir, topraklari miri özelliktedir, eyalet askerleri beslenir ve devsirme sistemi uygulanirdi. Kentlerin güvenliginden subasilar, kirsal alanlarin güvenliginden timarli beyler sorumludur. Kadilarin yargiçlik, dizdarlarin kale komutanligi yaptigi yerlerdir.

- Bagli Beylik (Özerk) Eyaletleri: II. Mehmet zamaninda örgütlenmistir. Yöneticileri padisah tarafindan atanan, devlete yillik vergi ödeyen, savas zamani asker gönderen, yerel yasala-rin geçerli oldugu bölgelerdir. En önemli Bagli Beylikler; Kirim Hanligi, Arnavutluk, Eflak, Bogdan, Bosna, Hersek, Sirbistan ve Erdel’dir.

- Özel Yönetimli (Ayricalikli-Saliyaneli) Eyaletler: I. Süleyman zamaninda örgütlendi. Halki Müslüman-Arap olan ve merkezden uzak topraklardir. Vali, memur ve askerleri merkezden gönderilir ve bunlara yilda bir kez saliyane denilen maas ödenirdi. Topraklar iltizam adiyla vergi toplama bölgelerine ayrilir, buralarin vergi toplama hakki ihale (açik artirma) edilirdi. Ihaleyi alan kisiye mültezim denilirdi ve bölgesinin vergilerini kendine toplardi. En önemli Özel Yönetimli Eyaletler; Fas, Tunus, Cezayir, Sam, Basra, Bagdat, Yemen ve Habes’tir.

TOPRAK DAGILIMI

Osmanli Devleti’nde merkeze bagli eyaletlerdeki toraklarin dagilimi kullanim amacina göre üçe ayrilirdi.

Bunlar;

1. Miri Toprak ; Osmanli Devleti’nin askeri olmasi ve ordu için tahilin çok önemli olmasi ve de, Islam hukukuna göre “yerin ve gögün sahibinin Allah olmasi” nedeniyle tahil üretim alanlari-nin mülkiyeti devlete aittir. Bu topraklar kira veya vergi karsiligi reaya denilen çiftçiler tara-findan ekilip, biçilirdi. Miri topraklarda kullanim amacina göre çesitli bölümlere ayrilirdi.

Bunlar:

A. Dirlik Toprak; yillik vergi gelirleri devlet memurlarina ve asker besleyen sipahilere ayrilan topraklardir. Gelirlerine göre üçe ayrilirdi.
Bunlar;
a) Has Dirlik; yillik vergi geliri 100.000. Akçeden çok olan dirliklerdir. Padisah ailesine, divan üyelerine, beylerbeylerine ve sancak beylerine verilirdi.
b) Zeamet Dirlik; yillik vergi gelirleri 20.000. Akçe ile 100.000. Akçe arasinda degisen dirlik-lerdir. Kadilar ve müftüler gibi ikinci dereceden memurlara verilirdi.
c) Timar Dirlik; yillik vergi gelirleri 3.000. Akçe ile 20.000. Akçe arasinda degisen dirliklerdir. Asker besleme kosuluyla verildiginde, her 3.000. Akçe için tam donanimli atli bir asker ( ce-belli ) beslenirdi. Verildigi kisilere göre üçe ayrilir.

Bunlar;

- Eskinci Timari, savaslarda yararlilik gösteren askerlere verilirdi.

- Mustahfaz Timari, Müderrislere ve din adamlarina verilirdi.
- Hademe Timari, Padisahlara dogrudan hizmet edenlere verilirdi.

B. Vakif Toprak: Yillik vergi gelirleri, egitsel, dinsel ve toplumsal gereksinmelerin karsilanmasi için Vakif örgütlerine bagislanan topraklardir.

C. Ocaklik Toprak: yillik vergi gelirleri kale koruyucularina ve tersane giderlerine ayrilan top-raktir.

D. Mukataa Toprak: Dagilimi henüz yapilmamis, dagitim için bekleyen ve bu zamana kadar yillik vergi gelirleri dogruda hazineye aktarilan ya da iltizama çikarilan topraktir.

2. Mülk Toprak: Özel mülkiyette olan, bag-bahçe özelligindeki topraktir. Alinip satilabilir, mi-ras olabilir ve bagislanabilirdi. Ortalama 60-150 Dekar genisliginde topraklardir. 22 Akçe degerinde Resm-i çift vergisi alinirdi. Sahibinin dinsel inanisina göre ikiye ayrilir.

- Ösrü Mülk; Müslümanlara ait topraklardir. 1/10 oraninda Asar vergisi alinirdi.
- Haraci Toprak; Zimnilere ( Hiristiyan, Musevi ) ait topraklardir. 1/5 oranindaki Haraç vergisi alinirdi.

3. Yurtluk Toprak : Özellikle sinir boylarinda, Türkmen asiretlerine hayvancilik yapilmasi a-maciyla, asiret mülkiyetinde olan topraklardir.

ORDU
Osmanli Beyligi’nin ilk zamanlarinda orduyu asiret atlilari olustururdu. Ilk düzenli, merkezi ordu Orhan Bey zamaninda Müsellem ve Yaya adiyla kurulmustur. Osmanli kara ordusu üç ana gru-ba ayrilirdi.

Bunlar:

1. KAPIKULU ASKERLERI: I. Murat zamaninda kuruldu. Devsirmelerden olusmaktaydi. Merkezde kislalarda otururlar, siki bir egitimden geçerler ve savasa her zaman hazir bulu-nurlardi. Üç ayda bir “Ulufe“ denilen bir maas ve hükümdar degisikliklerinde de “Cülus bah-sisi“ alirlardi. Iki kola ayrilirlardi:

A. Kapikulu yayalari; baslica yedi ocaga ayrilmislardir:

- Acemi Oglanlar Ocagi; devsirme çocuklari egitildigi, Kapikulu yayalarinin ocaklarina asker yetistiren ocaktir. Gelibolu’da sonrada Istanbul’da kurulmustur. Komutanlari, Gelibolu Agasi ve Istanbul Agasidir.
- Yeniçeri Ocagi; devletin temel askeri birlikleridir. 196 bölükten olusurdu. Komutanlari Yeni-çeri Agasidir.
- Cebeci Ocagi; Kapikulu yayalarinin silahlarinin bakimini ve onarimini yapan, cephaneleri hazirlayan, komutani cebecibasi olan ocaktir.
- Topçu Ocagi; Toplari döken, savaslarda kullanan, toplarin araç ve gereçlerini hazirlayan, komutani topçubasi olan ocaktir.
- Top Arabacilari Ocagi; Top arabalarini ve tasima arabalarini yapan, savas agirliklarini savas alanina tasiyan, komutani Arabacibasi olan ocaktir.
- Humbaraci Ocagi; Havan toplarini ve el bombalarini yapan,bunlara ait araç ve gereçleri hazirlayan, Havan toplarini savaslarda kullanan askeri ocaktir. Komutani Humbaracibasidir.
- Lâgimci Ocagi; Kale kusatmalarinda tüneller kazan, buralara patlayicilar yetistiren teknik bir siniftir. Komutanlari Lagimcibasidir.
- Saka Ocagi; Ordunun su gereksinmesini karsilayan askeri birliktir. Komutani Sakabasidir.

B. Kapikulu süvarileri; Alti bölük halki da denilen, komutanlari Altibölük Agasi olan bu asker-ler alti bölüge ayrilir.

1. Silahtar, 2. Sipah, 3. Sag ulufeciler, 4. Sol ulufeciler, 5. Sag garipler, 6.Sol garipler

2. EYALET ASKERLERI; Dirlik sahiplerince beslenen Türk kökenli atli askerlerdir. Maas al-mazlar, tüm giderleri dirlik sahiplerince karsilanirdi. Barista, bölgelerinin güvenliginden so-rumlu olurlar, savasta, orduya katilirlardi. Sipahi, Çeribasi ve Alaybeyi rütbelerine sahiptiler.

3. YARDIMCI GÜÇLER; Bunlarin basinda Akincilar gelir. Sinir boylarina yerlestirilen Türk-men asiretlerinin olusturdugu düzensiz süvarilerdir. Komsu ülkelere akinlar yaparak, sinirla-rin güvenligini saglarlardi. Bunlardan baska, Azaplar, Yörükler, Deliler gibi düzensiz, fedai özellikte askeri güçlerde bulunmaktaydi.

DONANMA

Ilk kez Orhan Bey zamaninda olusturulan donanmaya II. Mehmet çok önem verdi. Gelibolu, Izmit ve Istanbul’da tersaneler kuruldu. Donanmada kalyon, bastarde, çektiri ve kadirga tipi ge-miler yer aliyordu. Denizci askerler azaplar ve leventlerdi. Donanmanin basinda da kaptan-i derya (kaptan pasa) denilen komutanlar vardi. XV. Yüzyildan sonra Karadeniz’de ve Akdeniz’de askeri üstünlük saglanmistir.

PARA VE MALIYE

Ilk Osmanli parasi ( akçe ) Osman Bey zamaninda, Ilk altin para ise II. Mehmet tarafindan bastirilmistir. Para basimindan ve maliyeden Defterdarlar sorumluydu. Hazinenin ( Beyt-ül Mal) en önemli gelir kaynaklari;
a. Müslümanlardan alinan Asar Vergisi (tarimsal ürünlerden 1/10 oraninda), Agnam Vergisi (keçi ve koyun sahiplerinden hayvan sayisinin 1/10’u )
b. Müslüman olmayanlardan (Zimni) alinan Haraç Vergisi (her türlü gelirden 1/5 oraninda), Cizye Vergisi (Hiristiyan eriskin erkeklerden pazarlikla alinan kafa, saglik vergisidir.)
c. Savas ganimetlerinin 1/5’i
d. Gümrük Vergileri
e. Maden, Orman, Tuzla kiralari
f. Bagli beylik ve devletlerden toplanan haraçlar ve gönderilen armaganlar.

Osmanli Devlet hazinesinin en zengin devri, I. Selim Devridir. Devletin en önemli geliri savas ganimetleri ve en büyük gideri ise, Kapikuluna ödenen ulufelerle cüluslar ve saray giderleridir.

TOPLUMSAL YAPI:

Osmanli toplumu iki sinifa ayrilir.
1. ASKERILER; Bunlar yöneticilerden ve askerlerden olusurlar ve devlete vergi ödemezlerdi. Seyiye ( askerler ), Kalemiye ( memurlar ) ve ilmiye (müderrisler, kadilar, imamlar )
2. REAYA; Kentli, köylü, Müslüman, zimni vergi ödeyen, yönetim ve ordu kademelerinde gö-rev almayan herkes bu siniftandir.

Osmanli Devlet yapisinin teokratik, toplum yapisinin ümmet özelliginde olmasi nedeniyle top-lum dinsel açidan ikiye ayrilir;

A. Müslümanlar; devletin gerçek sahibidirler. Daha az vergi öderler, askerlik ve memurluk yapabilirlerdi. Sünni Müslümanlar, ilmiye sinifinda yer alirlar, tarim, ticaret, el sanatlari ve hayvancilikla ugrasirlardi. Sii Müslümanlar, (Aleviler ) genellikle kirsal kesimlerde yasarlar, tarim ve hayvancilikla ugrasirlar, timarli sipahi olarak görev yaparlardi.

B. Zimniler; askerlik yapmayan, devlet kademelerinde görev alamayan topluluklardir. Müslümanlara oranla daha çok vergi öderlerdi. Hiristiyanlar ve Museviler olarak iki gruba ayrilirlar. Museviler, Osmanli topraklarinda daginik halde, ticaretle ve bankerlikle ugrasarak yasayan topluluklardir. Hiristiyanlar, iki önemli kola ayrilirlar. Ortodokslar, Ermeniler, Rumlar ve Bulgarlardir. En ayricalikli konumda olanlar Rumlardir. Özellikle kiyilarda yasayan, denizcilik, ticaret ve el sanatlariyla ugrasirlar. Ermeniler ise, ticaretle ve el sanatlariyla ugrasan topluluklardir. Katolikler, Merkeze Bagli Eyaletlerde sayilari çok azdir. Tarim, ticaret ve el sanatlariyla ugrasirlardi.

YORUM

Osmanli Devleti’nin toplumsal yapisi da cemaat örgütlenmesi olup her topluluk dinsel inanisinin geregi, en yüksek din adaminin çevresinde örgütlenilmis, evlenme, bosanma, miras vb. konularda sorunlar bu kisilerce, kendi inanç ve geleneklerince çözümleniyordu.

EGITIM VE ÖGRETIM

Osmanlilarda temel egitim kurumlari Medreselerdi. Sünni Islam ögretisini gelistirmek ve yay-ginlastirmak amaciyla kurulan bu okullarin ilki Orhan Bey tarafindan 1331 yilinda Iznik’te kurul-du. Buralarda Islami derslerin yani sira, matematik, tip, astronomi, tarih, cografya, felsefe ögreti-lirdi. Bu okuldan icazet alanlar ilmiye sinifina katilirlar, doktor, mühendis, kadi, imam ve müder-ris gibi mesleklere girerlerdi. Fatih’in kurdugu Sahn-i seman ve Kanuni’nin kurdugu Süleymaniye medreseleri çok önemlidir. Devletin ikinci ögretim kurumu ise, II. Mehmet tarafin-dan sarayda kurulan ve devsirmelerin egitildigi Enderun okuludur. Buradan mezun olanlar, sa-rayda ya da tasrada en üst düzeyde yönetim kadrolarinda ve komutanliklarda görev alirlardi. Özellikle Anadolu’da Müslüman halin ögretim kurumlari ise, tekkeler ve zaviyelerdi.

DIL VE EDEBIYAT

Osmanlilarda bu alanda bir kültür ikiligi yasanmistir. Bir yanda özellikle yöneticilerin ( sarayda ) kullandigi Osmanlica ( Türkçe, Farsça ve Arapça karisimi yapay bir dil ) ile buna bagli olarak olusturulan Divan Kültürü, Bu alanda yetisenlerin en ünlüleri; Baki, Fuzuli, Lami, Hayali, Nevi, Ruhi, Nedim ....dir. Öte yanda özellikle reayanin kullandigi Türkçe ile buna bagli olarak olusan Türk Halk Kültürü, bu alanda yetisenlerin en ünlüleri; Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroglu, Dadaloglu, Karacaoglan, Kaygusuz Abdal... dir.

MIMARI

Osmanli mimarisi özellikle Istanbul’un alinmasindan sonra hizla gelismistir. Devletin en ünlü mimari Mimar Koca Sinan’dir. Çiraklik, kalfalik ve ustalik asamalarinda yaptigi Sehzade, Süleymaniye ve Selimiye camileriyle gerek estetik ve gerekse teknik açidan Bizans mimarisini asmistir. Klasik dönemde, ülkenin her yani kervansaraylarla, camilerle, imaret ve asevleriyle, hanlar, hamamlar, sifahaneler ve su kemerleriyle dolmustur. Islam inanisinin resim ve heykel yapmayi yasaklamasi nedeniyle çinicilik, oymacilik, kakmacilik, hattatlik ve minyatür sanatlarin-da önemli gelismeler saglanmistir.

EKONOMIK YAPI

Osmanli Devleti’nde ekonomi tarima, ticarete, elsanatlarina askeri gelirlere ve hayvanciliga dayanirdi. Tarim devlet tarafindan desteklenmekte sulama kanallari ve bentlerle üretim artiril-maya çalisilmaktaydi. Tarimsal üretimin sürekliligini saglamak amaciyla miri topragini isleme-yenden Çift Bozan Vergisi alinmakta, üç yil topragini islemeyenin dirligi elinden alinmaktaydi.

Osmanli topraklari ticaret yollari üzerinde bulunuyordu. Ancak, Cografya kesiflerinden sonra ticaret yollari degisince, Osmanli ticareti de durgunlasti. Kapitülasyonlarla canlandirilmaya çali-silan ticaret Sanayi Devrimi’nden sonra, Dogu Akdeniz’in önem kazanmasiyla yeniden canlandi. Kervan ticaretini canlandirmak için de yollar, köprüler, kervansaraylar, derbent karakollari ve hanlar yapildi. Kentlerde her ticaret esyasi için bedesten çarsilari kuruldu. Elsanatlarnin üretimi için gereksinme duyulan hammaddeler disaridan ve içeriden karsilanirken, esnaf ve zanaatkar-larin olusturdugu Lonca örgütleri kentlerdeki üretim ve ticareti düzenlemekteydi. Dokumacilik, dericilik, demircilik, bakircilik, kuyumculuk en gelismis sanat kollariydi.

Hayvancilik için Türkmen asiretlerine verilen yurtluk topraklarda çok sayida büyük bas ve küçük bas hayvan otlatilmakta, bunlarin ürünleri islenerek degerlendirilmekteydi.

Bunlarin yani sira tersanelerde, baruthanelerde ve saraçhanelerde üretim yapilmaktaydi.

VERGI SISTEMI
Osmanli Devleti’nde reayadan alinan vergi ikiye ayrilirdi.
1. Ser’i Vergi: Islam hukukuna göre toplanan vergidir. Bunlarin en önemlileri; Ösür, Agnam, Zekât, Ispenç, Haraç ve Cizyedir.

2. Örfi Vergi: Ekonomik ve toplumsal gereksinmeler sonucu toplanan vergilerdir. En önemlile-ri; Yem hakki, Avariz, Peskes, Darbent, Resm-i çift ve Baçtir

Tuesday, January 30, 2007

Devlet Teşkilâtı, Kültür ve Medeniyet-II

Fetihlerin genişlemesiyle gönüllülerin, fethedilen yerlere iskânla da Türkmen bey ve kuvvetlerinin katılmasıyla asker miktarı artıp, teşkilatlanmaya gidildi.

Ordu: Osmanlı ordusu, kuruluşundan 20. yüzyılın başına kadar, kara ve deniz kuvvetleri olmak üzere teşkilatlanmıştı. 1909-1910 yıllarında Avrupa ordu teşkilatına giren hava kuvvetleri, 1912'de de Osmanlı Devletinde kuruldu.

Osmanlıların kuruluşunda ordu, aşiret kuvvetlerinden meydana geliyordu. Fetihlerin genişlemesiyle gönüllülerin, fethedilen yerlere iskânla da Türkmen bey ve kuvvetlerinin katılmasıyla asker miktarı artıp, teşkilatlanmaya gidildi. Beylik, akıncı ve gönüllü kuvvetlerine ilaveten, 1361 yılında yaya (piyade) ve müsellem (süvari) olmak üzere düzenli ve daimî ordu teşkilatı kuruldu. Osmanlı kara kuvvetleri; piyade, süvari eyalet askerleri ile teknik ve yardımcı sınıflardan oluşurdu. Piyadeler; acemi, yeniçeri, cebeci, topçu, top arabacıları, lağımcı, humbaracı ocakları olmak üzere yedi ocağa ayrılırdı. Süvariler de; sipahi, silahtar, sağ ulûfeciler, sol ulûfeciler, sağ garipler, sol garipler bölükleri olmak üzere altı bölüğe ayrılırdı. Eyalet askerleri; timarlı sipahiler ve yerli kulu teşkilatı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Timarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun en önemli kısmı olup, timar sahipleriyle, bunların beslemek ve yetiştirmekle yükümlü oldukları cebelülerden meydana gelirdi. Yerli kulu teşkilatı; yurtiçi, geri hizmet ve kale kuvvetleri olmak üzere üç bölümdü. Yurtiçi teşkilatı; belderanlar, cerahorlar,derbendciler, martaloslar, menzilciler, voynuklar gruplarından; geri hizmet teşkilatı, yaya ve müsellemler ile yörüklerden; kale kuvvetleri teşkilatı ise, azaplar, gönüllü ve beşlilerden oluşurdu. Akıncılar, Osmanlı ordusunun öncü gücü olup, kuruluşuna, gelişmesine ve genişlemesine çok hizmetleri geçmiştir.

Deniz Kuvvetleri (Donanma): Osmanlı deniz kuvvetleri, Karesi, Menteşe, Aydın gibi denizci beyliklerin hakimiyet altına alınmasıyla sahip olunan gemi ve personeliyle kuruldu. İlk zamanlarda Karamürsel, Edincik ve İzmit'teki gemi inşa tezgâhları, Yıldırım Bayezid Han zamanında (1386-1402) Gelibolu, Yavuz Sultan Selim zamanında (1512-1520) Haliç, Kanunî Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) Süveyş ve zamanla Rusçuk, Birecik tersaneleri kuruldu. Bu tersanelerde kürekli ve yelkenli gemiler imal ediliyordu. Buharlı gemilerin keşfiyle 1827'de donanma, buğu denilen bu gemilerle de donatıldı. Kürekli gemi çeşitleri olarak; uçurma, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çete kayığı, brolik, celiyye, çamlıca,şayka,firkate, mavna, kalite, gırab, şahtur, çekelve, kırlangıç, baştarde ve kadırga kullanıldı. Yelkenli gemi çeşitlerinden de; ateş, ağrıpar, barça, brik, uskuna, korvet, kalyon, firkateyn, kapak ve üç ambarlı kullanıldı. Donanmanın başı, 1867 yılına kadar kaptan-ı derya, bu tarihten sonra da bahriye nazırı unvanını taşıdı. Osmanlı donanması; muazzam teşkilatı, kuvvetli harp filosu, cesur, üstün kabiliyetli kaptan ve leventleriyle, Karadeniz, Ege Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e hakim olup, Hind ve Atlas Okyanuslarında Osmanlı sancağı ve armasını dalgalandırıp temsil ediyorlardı. Osmanlı donanmasının 27 Eylül 1538 tarihinde, müttefik Avrupa devlet ve kavimlerinden meydana gelen Haçlı donanmasına karşı kazandığı Preveze Deniz Zaferi, bugün de Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanmaktadır.

Maliye: Osmanlı Devletinin gelir ve giderlerine 1838 yılına kadar defterdar, bu tarihten sonra ise maliye nazırı ve teşkilatı bakardı. Defterdar, Divan-ı hümayun yani bakanlar kurulu üyesiydi. Başdefterdar, padişahın malî işlerde vekilidir. Başdefterdarın, şıkk-ı sanî ve şıkk-ı salis olmak üzere iki yardımcısı vardı. Önceleri tek olan defterdar sayısı, devletin genişlemesiyle birlikte arttı.

İslam hukukuna göre alınan vergiler; Uşr (aşar, öşür), haraç ve cizyedir. Halkın öşür dediği uşr, toprak mahsullerinden alınan onda bir nispetindeki zekâttı. Uşr, dört çeşit zekât malından, toprak ürünleri zekâtı ile hayvan zekâtına ve "âşir" denilen zekât memurlarının ithalatçı tüccardan topladığı zekâta denirdi. Emval-i batına denilen diğer zekât mallarının zekâtını, Müslüman zengin bizzat kendisi hesaplar ve emredilen yerlere verirdi. Bu bakımdan uşr ve zekât ibadet olup, diğer vergiler gibi bir vergi değildir.

Haraç; zor ile alınıp da, gayr-i müslim vatandaşlara bırakılan veya sulh (anlaşma) ile alınıp, onların olan topraktan alınan beşte bir, üçte bir veya yarıya kadar olabilen toprak mahsullerinden alınan vergidir. Cizye ise, ehl-i kitap (Hıristiyan ve Yahudi) gayr-i müslim erkeklerden alınırdı.

Örfî vergilere avârız vergileri de denirdi. Bunlar tekâlif-i divaniye ile ihtisap, ağnam, yâva, madenler, otlak ve kışlak resimleridir. Tekâlif-i divaniye, devletin ihtiyaç duyduğu zamanlarda aynî veya para olarak; avârız akçesi, nüzul bedeli, sürsat bedeli, kürekçi bedeli gibi çeşitleri vardı. Mülk olup vergiye tâbi olan toprakların çoğu öşürlü, çok azı haraçlı idi. Memleket topraklarının çoğu mîrî idi. Önceleri kiraya verilen mîrî toprakların çoğu, sonradan vatandaşa satılarak veya vakfedilerek öşürlü hâle gelmiştir. Vakıf topraklarından da uşur alınırdı. Mîrî toprağın kiraları asker ve subayların olurdu. Bunlara dirlik denirdi. Askerin toprağına timar, subayın toprağına zeâmet, general düzeyindeki kişilerin toprağına has denirdi. Bunların yıllık gelirleri ise yaklaşık şöyleydi: Timar, 3000-20.000 akçe arası; zeâmet, 20.000-100.000 akçe arası; has, 100.000 akçeden fazla. Osmanlı parasına akçe denirdi. Osmanlılarda sikke, mangır, metelik, kuruş, pul, para gibi para birimleri kullanılmıştır. Belirli bir miktar para anlamında ise kese tabiri kullanılmıştır. Osmanlı Devletinde gelirler; merkeze gönderilenler, eyaletlerde bırakılan mahallî belde gelirleri olarak sınıflandırılabilir. Olağandışı gelirlerden olan ganîmet de varsa da devamlı değildir. Devlet, aldığı vergilerle; vatandaşın canını, malını, şerefini, hakkını, vicdan hürriyetini, ticaret hürriyetini korumakta, millî savunma ve asâyişi sağlamaktaydı. Pek çok dinî, sosyal, bayındırlık ve eserleri çok iyi işleyen vakıf kurumunca yapılıp, bu hususlarda devlet bütçesine çok büyük katkıda bulunuyorlardı.

İktisadî Hayat, Sanayi ve Ticaret: Bunlar, devlet ve özel sektörce yapılırdı. Genellikle, önemli ve büyük işletmeler devletçe, küçük ve daha çok piyasa ihtiyacı olan işletmeler, özel sektörce yürütülürdü. Devlet sektörü; millî savunma, devlet ve saray ihtiyaçlarını karşılardı. Silah sanayii ve harp malzeme ve levazımatı devletçe yapılırdı. Harp gemileri devlet tersanelerinde yapılmasına rağmen, özel sektörce işletilen tersaneler de vardı. İhracat malları, özel sektörce üretilirdi. Osmanlı silah sanayii çok ileri olmasına rağmen, ihracatı yasaktı. Üstün teknik ve ateş gücü ile kaliteli malzemeden üretilen Osmanlı silahlarına sahip olmak, Avrupalıların meraklarından olup, çeşitli yollardan sağlananlar da, çok fahiş fiyatlarla alınırdı. Ticaret; kara ve deniz yoluyla yapılırdı. Kara ticareti kervan ve kafilelerle, deniz ticareti de ticaret filolarıyla gerçekleştirilirdi. Osmanlı karayolları, dünyanın en bakımlı yolları olup, granit taş döşeliydi. Granit yollar, ordu, kervan ve yayaların geçmesi içindi. Sürüler, granit yolun iki tarafında tesviye edilmiş iki toprak şeritten geçerdi. Tesviye edilmiş toprak yollar da vardı. 19. yüzyıldan itibaren de pek çok demiryolu döşendi. Tüccar, devletin himayesinde olup, serbest, huzur ve emniyet içerisinde hareket ederdi. Türk armatörlere ait ticaret filoları olup, bu armatörlerin gemileri, ticaret hanları ve çok büyük servetleri vardı. Şehirlerde büyük ticaret merkezi mahiyetinde kapalı çarşılar vardı. Bunların en iyi bilineni, halen kullanılan İstanbul kapalı çarşısıdır.

Ticaret hanları, toptancı tüccarın hem yazıhane, hem depo olarak kullandığı iş hanlarıydı. İstanbul, dünyanın en büyük iş ve ticaret merkeziydi. Esnaf loncalar halinde teşkilatlanmıştı. Esnafın iş kolları çok çeşitli olup, kalite ve temizlik esastı. İpek, pamuk, kıl ve yünden çeşitli kumaşlar dokunurdu. Ak alemli, Ankara sofu, Malatya sofu, abâyî, nefs-i halep, muhayyir, seranik, berek, boğası, kutnî, mukaddem, menevşeli, nakışlı, sali, çatma, binişlik, çakşırlık astar, kadife ve ibrişim dokumaları meşhurdu. Şap, demir, kurşun, gümüş madenleri işletilirdi. Osmanlı ihraç malları; ipek, ipekli kumaşlar, yün ve yünlü kumaşlar, pamuk ve pamuklu dokumalar, yapağı, tiftik yünü, mazı, halı, şaptı idi. İhracı yasak olanlar; zahire, bakliyat, at, silah, barut, kurşun, bakır, kükürt, sahtiyan ve gön (deri) olup dışarıya çıkarılmazdı. Çuha, sülyen,zeybak, bakır tel, sarı teneke, üstübec, kâğıt, cam, sırça, boya, iğne, boncuk, makas, ayna, kürk, balık dişi, ithal edilirdi. Osmanlı ticarî işlem yaptığı önemli ticaret ve iskele merkezlerinden, İstanbul, İzmir, Selanik, Avlonya, Draç, Payas, Trablusşam, Sayda, İskenderiye, Basra, Kalas, Kefe, Sinop, Trabzon limanları ile İstanbul, Edirne, Gümülcine, Filibe, Sofya, Üsküp, Manastır, Yanya, Bosna-Saray, Budin, Bursa, Ankara, İzmir, Konya, Diyarbekir, Mardin, Erzurum, Halep, Şam, Kahire, Bağdat ve Musul başlıca ticaret merkezleriydi. Yabancıların haberleşmesini sağlayan sâi enilen posta teşkilatı ve bunların başında sâibaşılık adıyla posta müdürlüğü teşkilatı vardı. İhracat ve ithalat, zamana göre mevcut devletlerle yapılırdı. Bunlar; Ceneviz, Venedik, Dubrovnik, Floransa, Bizans, Milano, Napoli, Katalonya (İspanya), Lehistan (Polonya), Roma, Rusya, İngiltere, Prusya, Avurturya, Almanya, İran ve Mısır Memlûkları idi. Devlet, tüccara ve üreticiye her bakımdan destek olurdu. Osmanlı iktisadî ve ticarî sisteminde faiz yoktu.

Toprak İdaresi: Osmanlılarda beş türlü toprak vardı: 1) Mülk; milletin mülkü olan topraklar olup, pek azı haraçlı, çoğu öşürlü idi. Mülk plan toprak dört türlüydü. Birincisi, köy, şehir içindeki arsalar veya köy yanında olup, yarım dönümü geçmeyen yerlerdir. Bunlar mîrî toprakken devletin izniyle, millete satılmış yerlerdi. İkincisi, devletin izniyle millete satılan mîrî tarla ve çayırlardı. Buraların mahsulünden uşr verilirdi. Üçüncüsü uşrlu, dördüncüsü haraçlı topraklardı. Bu dört çeşit toprağı, sahibi, satabilir, vasiyet edebilir, varislerine miras hukukuna göre taksim olunurdu. Mîrî toprağı kiralayan kimse, her şey ekebilir veya kira ile başkasına ektirebilirdi. Üç sene üst üste boş bırakılan toprak başkasına verilirdi. Kiracı, mîrî toprağa izinsiz ağaç, asma, vb. dikemezdi. İzinsiz bina yapamaz ve mezarlık haline getiremezdi. Kiralayan kişi ölünce, toprağın, varisine verilmesi âdet haline gelmişti. 2) Mîrî topraklar. Ülkenin çoğu böyle olup kiraya verilirdi. Sonraları çoğu, millete satıldı, öşürlü oldu. 3) Vakıf toprakları olup, öşürlü idi. 4) Umuma terk edilen meydanlar, çayır ve benzeri yerlerdir. 5) Beyt-ül-malın (hazinenin) ve hiç kimsenin olmayan dağlar, ormanlar gibi yerler olup, buraları işletip ürün alan Müslüman ahali , öşür verirdi. Öşürlü veya haraçlı toprağın sahibi ölüp, hiç vârisi kalmazsa, bu toprak hazinenin olurdu.

Osmanlılarda fetih veya sulh yoluyla hakim oldukları yeni ülkelerin arazisini tespit etmek için tahrir yapılırdı. Tahrir, nüfus ve arazinin genel olarak deftere kaydedilmesine denirdi. Bir yerin tahriri yapılacağı zaman, 'muharrir-i memleket' veya kısaca muharrir denen memur ve yardımcıları görevlendirilirdi. Arazi; padişahlara mahsus hâslar, vezirlere ve sancakbeylerine mahsus hâslar, zeâmet ve timarlar, padişahlara mahsus vakıflar, diğer vakıflar, mülkler olarak çeşitli türlere ayrılırdı. Sonra muharrir, şehir, kasaba ve köyleri birer birer dolaşarak, buralarda oturan vergi mükelleflerini, künyelerini, içlerinde ödemeyecekler varsa, hangi vergilerden ne sebeple muaf tutulduklarını kaydederdi. Ayrıca topraklı ve topraksızları, evlileri, bekârları, ihtiyarları, sakatları, zanaat sahiplerini ve ilmiyeye dahil olanları tespit ederdi. Sonra her köyün merası, kışlağı, yaylağı, korusu, ormanı, çayırı, cins cins gösterilmek şartıyla, buğday, arpa, mısır, nohut, ceviz, üzüm,bal, sebze, meyve, pirinç gibi ürünlerin yılık miktarlarıyla, verilmesi gereken vergi belirlenirdi. Bütün bu bilgilerin toplandığı deftere 'mufassal' denirdi. Mufassal defterdeki bilgilere göre; idarî teşkilatla köy isimlerini ve yıllık gelirleri gösteren icmal defterleri çıkarılırdı. Çok ince bilgilere göre tutulan bu defterler, tapu hükmündeydi. Bu tahrirler; günümüzde de, Türkiye ve dışarıda kalan Osmanlı toprakları için değerini korumakta, hudut ve arazi meselelerinin halline yaramaktadır. Osmanlı Devletinin toprak idaresini ve sisteminin uygulamasını, devrin başka bir devletinde görmek mümkün değildir.

Sosyal Hayat: Osmanlılarda sınıfsız toplum hayatı vardı. Köle vardı, fakat Osmanlı ülkesinden alınmazdı. Kölelik devamlı değildi, âzad edilip hürriyete kavuşarak, devlet kademelerinde görev alabilirdi. Kölelikten yetişme veya köle çocuğu pek çok devlet adamı, yüksek memuriyetlerde bulunurdu. Kölelikten yetişme sadrazamlar da vardı. Bunlardan Koca Yusuf Paşa, Yusuf Ziyaeddin Paşa, İbrahim Edhem Paşa, Reşid Mehmet Paşa, Hurşid Ahmed Paşa, Şahin Ali Paşa, Silahtar Süleyman Paşa, Siyavuş Paşa gibi sadrazamlar, kölelikten yetişerek, devlet kademelerinde yükselen şahsiyetlerdir. Köylü hür olup, serflik yoktu. Köylüler ve kasabada oturan halk, üretici durumundaydı. Şehirlerde esnaf, imalatçı, sanatkâr, idareci ve ilmiye teşkilatı mensupları otururlardı. Askerliği Müslüman halk yapardı.Bütün ülke halkı Osmanlılık bilinci taşır, milliyet ayrımı yapılmazdı. Gayrimüslimler askerlik yapmayıp, erkekleri cizye verirlerdi. Müslümanların temsilcisi halifeydi ve 1516 tarihinden itibaren Osmanlı padişahları bu sıfatı da taşımışlardır. Hıristiyanlardan Ortodoks mezhebinin merkezi İstanbul'dadır. Ermeni patrikliği de İstanbul'da olup, merkezleri de Osmanlı hakimiyetindeki Revan (Erivan) idi. Osmanlı topraklarında Katolikler de bulunmakla birlikte, merkezleri Vatikan'dı. Museviliğin doğuş yeri ve merkezi, Osmanlı toprağı idi. Avrupalıların zulmünden kaçan Yahudileri de Osmanlılar himaye ediyordu. Osmanlı vatandaşı olan Müslüman ve gayrimüslim topluluklar (Rum, Ermeni, Yahudi, Gürcü, Sırp, Bulgar, Macar, Rumen, vs.) kendi din ve dillerinde mabed, okul açıp, ibadetlerini yapabilme hürriyetine sahiptiler. Türk olmayan Müslümanlar, devlet kadrosunda ve orduda görev alırdı, fakat gayrimüslimler, Tanzimat'ın ilanına kadar bu hakka sahip değildi. Bu tarihten (1838) sonra, devlet memuru olma ve orduya girme hakkı kazanmışlarsa da, askerlik yapmak istemediklerinden silah altına alınmamışlardır. Serbest meslekle uğraşırlardı. Gayrimüslimler tarafından işlenen hırsızlık, yol kesme, gasp, soygun, adam öldürme, devlet makamına zarar verme, İslam dinine karşı hareketler, devlet tarafından konulan yasaklara uymama, casusluk ve bunlara benzer suçlar devletçe, bunun dışındakiler ise kendi kilise ve havralarında bakılırdı.

Sosyal Müesseseler: Bunlar herkesin faydalanabildiği, çoğu hayır kurumlarıdır. İmaret, kalenderhane, kervansaray, han, tabhane, dârüşşifa denen hastane, kütüphane, çeşme, sebil, köprü ve ayrıca hayır için cami, mescit, mektep, medrese, tekke, zaviye yaptırılarak halk yararına vakfedilmiştir. Bu kurumların ihtiyaçlarının karşılanması, bakımı ve devamı için muazzam geliri olan vakıfları da kurulurdu. İmaret; medrese talebelerine, fakirlere ve her isteyene bedava yiyecek dağıtmak üzere kurulan aşevleriydi. Padişah, sadrazam, vezir, beylerbeyi ve diğer devlet adamları ve eşleri ile hayırsever zenginlerin yaptırdığı pek çok imaret, aslî veya başka gayelerle hâlâ kullanılmaktadır. Kalenderhane; şehirlere gelen yabancıların, seyyahların ücretsiz kalıp yemek yedikleri yerdir. Han ve Kervansaray; yol üzerinde veya kasabalarda yolcuların konakladıkları ve hayvanlarının barındığı binalardır. Yolcular; milliyet, din, dil, inanç ayırımı yapılmaksızın, üç gün ücret ödemeden kalabilirdi. Han ve kervansaraylar, emniyetli ve sağlıklı yerler olup, muhafızı ve reviri vardı. Tabhane; fakirlerin barındığı hayır eseridir. Tabhanelerin yiyeceği, imaretlerden karşılanırdı. Darüşşifa; hastaların tedavi edildiği hastane ve tıp mezunlarının pratik ve tatbikat yaptıkları tıp fakültesi mahiyetindedir. Bu tedavilerin yapıldığı, bulaşıcı hastalıklar, akıl ve kadın hastalıkları için ayrı bölümler vardı. Osmanlı başkentlerinden Bursa, Edirne, İstanbul ve diğer şehirlerde muazzam darüşşifalar yapıldı. Bursa dârüt-tıbbı, Edirne Cüzzamhanesi, Fatih Darüşşifası, Edirne Bîmaristanı, Üsküdar Cüzzamhanesi, Süleymaniye Darüşşifası ve Darüt-tıbbı, Toptaşı Bîmarhanesi, Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi, Gülhane Hastanesi, Gümüşsuyu Hastanesi, Zeynepkâmil Hastanesi gibi daha pek çok hastane yapıldı. Kütüphane: Padişah, sadrazam, vezir ve diğer devlet adamları, onbinlerce kıymetli ve nadide eserin toplandığı kütüphaneler yaptırdılar Külliyeler içinde, Fatih, Süleymaniye, Selimiye, Topkapı Sarayında Üçüncü Ahmed, Ayasofya, Nur-u Osmaniye, Köprülü, Mahmutpaşa, Bayezid, Şemsi Paşa, Ragıp Paşa, Hüsrev Paşa, Âtıf Efendi kütüphaneleri meşhurlarındandır.

Eğitim ve Öğretim: Her seviyede eğitim ve öğretim yapılırdı. Sıbyan mekteplerinden üniversite mahiyetindeki dârülfünun ve medrese ile medrese-i mütehassısîn denilen ihtisas kurumlarına kadar teşkilatlıydı. Devletin bütün memlekete şamil eğitim ve öğretim kurumlarının yanısıra, gayrimüslim ve bazı yabancıların da okulları vardı. Rum, Ermeni, Yahudi, Fransız, İtalyan, Avusturyalı, Amerikan, Ortodoks, Gregoryen, Katolik, Süryani, Musevî gibi azınlıkların, çeşitli dil, din ve yabancıların, başta İstanbul olmak üzere Selanik, İzmir ve diğer merkezlerde okulları vardı. Okulların kitap ve araç-gereçleri ülke içinde hazırlanıp imal edildiği gibi, dışarıdan getirilip tercüme de edilirdi. Eğitim ve öğretim her devirde yaygın olmakla birlikte, II. Abdülhamid Han (1876-1909) zamanında daha artıp, mükemmelleşti. Ülkenin her köşesine aynı şekil ve değerde liseler yaptırdı. Bunların bazıları hâlâ sağlam olup, eğitim-öğretim seviyesi bakımından Türkiye'nin en tanınan liselerindendir.

Edebiyat: Yedi yüz yıla yakın ayakta kalan ve uzun süre dünyanın en büyük devleti olan Osmanlı Devleti; pek çok şâir ve edebiyatçı yetiştirdi. Dünyanın en verimli lisanlarından olan Osmanlıca yazı ve dilini geliştirdi. Yazma ve basma, pek çoğu Türkiye kütüphane ve arşivlerinde olmak üzere, dünyanın her tarafında pek çok Osmanlıca eser vardır.

Güzel Sanatlar: Mîmarî, çinicilik, minyatür, hat gibi sahalarda muhteşem ve nadide eserler verildi. Mimarlık sahasında, kendine has, estetik açıdan mükemmel sanat eserleri yapıldı. Bunu sivil, askerî, dinî, mülkî, adlî, sosyal ve kültürel eserlerde en güzel şekilde, başta İstanbul olmak üzere, ülkenin her yanında görmek mümkündür.

Ahlâk: Ülkede herkes ahlâk kurallarına ve örfe uymak zorundaydı. Vatanseverlik, Osmanlılık şuuru, vakar, büyüğe hürmet, küçüğe şefkat, vefa ve sadakat, hayırseverlik, cömertlik, merhamet ve müsamaha (hoşgörü), tevekkül, namus, temizlik, hayvan ve bitki sevgisi gibi ahlâk ölçülerine uyulurdu. Bu sayede uzun bir emniyet ve huzur dönemi yaşandı. Bu ahlâkı gören, devrin sefir (elçi) ve seyyahları, yazdıkları kitaplarda bundan gıpta ile söz etmekte ve okuyanları imrendirmektedirler. Edmondo de Amicis, Constantinople (İstanbul) 1883 adlı eserinde şöyle yazmaktadır: "Paşasından sokak satıcısına kadar, istisnasız her Türk'te vakar, ağırbaşlılık ve asillik ihtişamı vardır. Hepsi derece farkları ile, aynı terbiyeyle yetiştirilmişlerdir. Kıyafetleri farklı olmasa, İstanbul'da bir başka tabakanın olduğu belli değildir... İstanbul'un Türk halkı, Avrupa'nın en kibar ve nâzik toplumudur. En ıssız sokaklarda bile bir yabancı için, küçük bir hakarete uğrama tehlikesi yoktur... Fuhuşla ilgili en küçük bir tezahüre tanık olmak imkân dışıdır. Sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuşmak, çarşıda bir dükkânı lüzumundan fazla meşgul etmek, ayıp sayılır."

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik